Ben Özaltın Hizmet Grupları üzerinden çalışan bir işçiyim. Bizi “ekstra” diye çağırıyorlar, ama aslında işçiliğimiz, emeğimiz, hayatımız da “ekstra” gibi görülüyor. Bugün Çanakkale’de Kolin Hotel’e gidiyoruz, yarın Prion Hotel’e. Ertesi gün Balıkçı Yaşar’da bulaşık, sonra Gelibolu Hilton’da kahvaltı servisi… Bazen de üniversitenin işletmesi olan Dardanos’ta çıkıyoruz karşınıza. Ama her gittiğimiz yerde aynı sömürü, aynı rezillik karşılıyor bizi.

Özaltın, kâğıt üstünde bir hizmet şirketi. Gerçekte ise modern bir dayıbaşılık sistemi. Patronlarla anlaşıyorlar, otellere, restoranlara işçi sağlıyorlar. Bize ödenen paranın kat kat fazlasını işverenden alıyorlar. Ama bize verilen yevmiye, komik rakamlar. Hem az, hem de sürekli geç ödeniyor. Sigorta var mı? Kâğıt üstünde evet. Ama içerik boş, primler ya hiç yatırılmıyor ya da göstermelik yatırılıyor. Süreli sözleşmelerle her türlü sorumluluktan kaçıyorlar.

Çalışma saatlerimiz belli değil. 12 saat mi, 16 mı, 18 mi… Nerede biteceğini kimse bilmiyor. Bazen sabah işe gidip gece yarısı dönüyoruz. Ertesi gün yine başka bir yere… İş tanımı diye bir şey yok. Bugün mutfağa çağırıyorlar, yarın servise. Ne giyeceğini, hangi işi yapacağını, ne zaman döneceğini bilmeden yaşıyorsun.

Ama en ağır olan sadece yorgunluk değil. Bizi sürekli azarlıyorlar. Hakaret, bağırma, küfür — artık normalleştirilmiş durumda. Kadın arkadaşlarımız için durum daha da vahim. Taciz, laf atma, gözle rahatsız etme… O kadar yaygın ki, artık herkes susarak geçiyor üstünden.

Bir de çocuk işçiler var aramızda. Ellerinde tepsi, sırtlarında yük, hiçbiri sigortalı değil. Devletin gözünün önünde çocuklar çalıştırılıyor, kimse bir şey yapmıyor. Çünkü Özaltın gibiler hem özel sektörle hem kamu işletmeleriyle iş tutuyor. Esnaf Kefalet Liman Restoran’dan Assubay Orduevi’ne kadar uzanıyor bu kirli zincir.

Biz artık bu düzenin neresinden tutsak elimizde kalıyor. Ama bir yerden başlamak gerek. İşçi simsarlığına karşı birleşmemiz gerek. Bu tür şirketlere karşı ortak bir ses çıkarmazsak, bu sömürü devam edecek. OLEY_Bir gibi örgütlenmeler, bizim gibi sesi duyulmayan işçiler için bir umut olabilir.

Sesimizi yükseltelim. Ekstra değiliz biz. Biz bu düzeni ayakta tutan işçileriz. Ve artık diz çökmeye değil, birleşmeye, mücadele etmeye ihtiyacımız var.
Çanakkale’den bir işçi