Gazze’de kıtlık ilan edildi. Bombardımanlarla yıkılmış şehirler, zorla sürgün edilmiş aileler ve açlıkla mücadele eden milyonlar… BM’nin dahi kabul ettiği bu tablo, “insani kriz” değil, planlı bir soykırımın kanıtıdır.

İsrail Başbakanı Netanyahu, açlıktan ölenleri “yardım edilen siviller” olarak gösteriyor. “İsrail’in açlık politikası yok, açlığı önleme politikası var” diyerek gerçeği inkâr ediyor. Bu, Hitler’in propaganda yöntemlerinin Siyonist versiyonudur.

Bugün Gazze’deki açlık ve bombardıman, toplu sürgün ve imha stratejisinin bir parçasıdır. Açlık bir silah, bombardıman destekleyen bir araç ve sürgün ise son darbedir. Gerçek çözüm ise ne emperyalist diplomasiye ne de BM, AB, NATO gibi kurumlara güvenmekten geçer. Çözüm işçi sınıfının ve halkların örgütlü eyleminde yatmaktadır.

Açlık Silahı: Siyonizmin Soykırım Yöntemi

Gazze’deki kıtlık, doğal bir felaket değil, bilinçli bir savaş stratejisidir. Su, elektrik, gıda ve ilaç engelleniyor; açlık, ölüm ve korku silaha dönüştürülüyor.

Siyonist rejim, hastaneleri, fırınları, tarım alanlarını hedef alıyor ve gıda yardımlarını engelleyerek propaganda yapıyor. Açlıktan ölmek üzere olan insanların arasına birkaç un çuvalı atıp bunu “yardım” diye sunmak, bu politikanın bir parçasıdır.

Tarih tekerrür ediyor: Nazi Almanyası toplama kamplarında milyonları açlığa mahkûm etmişti. Yakın tarihte Dağlık Karabağ’da da benzer bir politika uygulandı; Ermeni halkı ambargo ile kıtlığa mahkûm edildi, işgal ve katliamlarla topraklarından sürüldü. İsrail bugün bu geleneğin bölgesel aktörüdür.

Gazze’nin kuşatılması, sadece askeri bir operasyon değil, toplu sürgün ve etnik temizliğin hazırlığıdır. Aç bırakılan milyonlar ya teslim olacak ya da imha edilecektir.

Emperyalist Kurumların İkiyüzlülüğü

BM, AB, ABD ve NATO… “İnsan hakları, barış, demokrasi” maskeleri ardında Siyonist saldırganlığı destekliyorlar. Filistin için bir çağrı beklemek, kasaplar odasından hayvanseverlik istemek gibidir.

Bu kurumlara güvenmek, halkları pasifleştirir ve soykırıma dolaylı meşruiyet kazandırır. ABD ve Batı, İsrail’e silah, para ve diplomatik kalkan sunarken; BM ve AB “ara bulucu” rolüyle sahte tarafsızlık görüntüsü veriyor. Her çağrı, Filistin halkının açlığına seyirci kalmanın bir maskesi.

Çözüm, emperyalist kurumlarda değil, enternasyonal işçi sınıfının örgütlü ve devrimci eylemindedir. Liman işçileri, öğrenciler ve kitleler, sahte tarafsızlığı teşhir ederek gerçek dayanışmayı gösterebilir.

Türkiye ve Bölge Rejimlerinin Rolü

Gazze’de yaşanan soykırımın sorumluluğu yalnızca İsrail ve Batı emperyalizmine ait değildir. Bölge rejimleri ve Türkiye gibi güç odakları da, kendi çıkarları uğruna bu suçun aktif veya pasif ortağı haline gelmiştir.

AKP iktidarı, Gazze’de yaşananları sözde diplomasi ve insani yardım söylemleriyle süslerken, aynı zamanda İsrail ile ticaret, enerji ve askeri işbirliğini sürdürerek bu soykırıma dolaylı destek vermektedir. Filistin halkının açlığa ve kuşatmaya mahkûm edilmesinde, bu tür ikili çıkar ilişkileri belirleyici bir rol oynamaktadır.

Bölge Arap rejimleri de benzer bir suç ortaklığı içindedir. Mısır, Ürdün ve Körfez ülkeleri İsrail ile diplomatik ve ekonomik işbirliğini sürdürüyor; Filistin halkını izole ediyor, kuşatma politikalarını fiilen destekliyor. Bu rejimler, halklarının çıkarlarını değil, emperyalist güçlerin ve Siyonist devletin çıkarlarını savunuyor.

Reformist solun ve bazı sol parti ve örgütlerin çizgisi ise, çoğu zaman sahte diplomasiyi ve “uluslararası arabuluculuğu” referans göstererek halkı pasifleştirmeye yöneliktir. BM, AB ve bölge rejimlerine çağrı yaparak, işçi ve halk kitlelerine yalancı umutlar veriyorlar. Bu yaklaşım, Filistin halkının mücadelesini zayıflatmakla kalmıyor, aynı zamanda emperyalizme meşruiyet kazandırarak soykırımı kolaylaştırıyor.

Gerçek çözüm, ne AKP’nin diplomasisiyle ne de bölge rejimlerinin arabuluculuğuyla mümkün değildir. Filistin’in özgürlüğü, ancak işçi sınıfının ve ezilenlerin bağımsız, devrimci dayanışmasıyla sağlanabilir. Limanlarda, üniversitelerde, sokaklarda örgütlenecek eylemler, gerçek mücadeleyi temsil eder.

Filistin Halkının Kurtuluş Yolu

Filistin halkının kurtuluşu, ne emperyalist kurumların masalarında ne de bölge rejimlerinin diplomatik oyunlarında gizli değildir. Gerçek çözüm, işçi sınıfının ve ezilen halkların bağımsız, devrimci örgütlenmesi ve eyleminde yatmaktadır. Gazze’de yaşanan soykırım, dünya işçi sınıfı için bir mücadele çağrısıdır.

Liman işçileri, öğrenciler, işçi konseyleri ve sivil toplum örgütleri, Filistin halkı için doğrudan dayanışmanın araçlarını oluşturabilir. Liman işçileri İsrail gemilerini boykot ederek, öğrenci hareketleri kampüslerde eylemler düzenleyerek ve kitleler sokaklarda yürüyerek gerçek bir uluslararası dayanışma gösterebilir. Bu tür eylemler, emperyalist devletlerin ve kurumların sahte tarafsızlığını teşhir eder ve Filistin halkının direnişini güçlendirir.

Boykotlar, grevler ve işgaller, Filistin için gerçek bir seferberliğin araçlarıdır. Tek bir sloganla özetlenebilir: “Açlıkla teslim alamazsınız!” Bu slogan, hem Gazze’deki açlık ve şiddete karşı öfkenin hem de enternasyonal işçi sınıfının örgütlü eyleminin simgesidir.

Filistin’in özgürlüğü, Ortadoğu’daki ve dünya çapındaki devrimci işçi hareketinin seferberliğiyle mümkün olacaktır. Emperyalist kurumlara ve burjuva devletlere dayanmak, sadece yanılsama üretir; ancak kitlelerin örgütlü ve militan dayanışması, Filistin halkının tarihsel mücadelesini başarıya taşıyabilir.

Sonuç

Gazze’deki açlık ve bombardıman, sadece Siyonist soykırımın değil, emperyalist sistemin ve bölge rejimlerinin suç ortaklığının da kanıtıdır. BM, AB ve diğer kurumlar, Siyonist saldırganlığı meşrulaştırıyor; reformist sol ise halkları pasifleştiriyor.

Filistin halkının kurtuluşu, entetnasyonal bir işçi sınıfı dayanışmasına ve devrimci eyleme bağlıdır. Liman işgalleri, boykotlar, grevler ve sokak eylemleri, gerçek mücadele araçlarıdır.

Filistin halkına sahip çıkmak, insanlık onuruna sahip çıkmaktır. Açlıkla teslim alamazsınız!

Siyonist soykırım durdurulacak, Filistin özgür olacak!