Türkiye’de Laiklik İllüzyonu
Türkiye’de laiklik, tarih boyunca hep bir illüzyon olarak kalmıştır. Resmî söylemde “laik bir devlet” olduğumuz söylenir; ancak gerçek pratik tamamen farklıdır. Bunun en açık kanıtı Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir devlet kurumunun varlığıdır. Diyanet, yalnızca bir dini otorite değil, aynı zamanda Türk sermaye devletinin ideolojik aygıtıdır.
Son yıllarda Diyanet’in fetvaları ve hutbeleri, özellikle kadınları ve emekçi kitleleri hedef alan mesajlarla dolu hale gelmiştir. Kadınların miras haklarından, eğitim ve boşanma haklarına kadar her alan, dinî gerekçelerle sınırlanmak isteniyor. Bu saldırılar, salt bir “dini görüş” meselesi değildir; laik düzeni, toplumsal eşitliği ve kadın haklarını hedef alan bilinçli bir ideolojik programdır. Diyanet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten, emekçi kitleleri dini ideoloji ile uyuşturan ve Sünni Müslümanlık dışındaki inançları “öteki” olarak gösteren bir araçtır. Bu yüzden, Türkiye’de laikliğin sadece kağıt üzerinde var olduğu ve halkın gerçek hayatında etkisiz kaldığı söylenebilir.
Diyanet’in Tarihsel ve Politik Rolü
Diyanet, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir geleneğin ürünü olarak, devletin din üzerindeki kontrol mekanizmasıdır. 1924 yılında kurulduğundan bu yana, her dönemde devletin ihtiyaçları doğrultusunda pozisyon almıştır. Kadınları, emekçi kitleleri ve azınlıkları hedef alan fetvalar, Diyanet’in politik bir aygıt olarak işlev gördüğünü gösterir.
Diyanet’in asli rolü üç temel işlev etrafında özetlenebilir:
1. Toplumsal Kontrol: Kadınlar ve emekçiler üzerinde dini normlar aracılığıyla disiplin ve itaat sağlamak.
2. Ötekileştirme Mekanizması: Sünni Müslümanlık dışındaki inançlar, Diyanet ve devlet politikaları aracılığıyla toplumda “öteki” olarak konumlandırılır.
3. İdeolojik Meşrulaştırma: Sermaye devletinin politikaları, Diyanet aracılığıyla dini meşruiyetle örtülür; emekçi kitlelerin dini ideoloji ile uyuşturulması sağlanır.
Son Fetva ve Kadın Mirası
15 Ağustos 2025’te Diyanet, “Kul Hakkı Ateşten Gömlektir” başlıklı hutbesinde, kadınların mirastan erkek çocuklarına göre daha az pay alması gerektiğini açıkladı. Bu fetva, salt dini yorum değil; kadınların eşit haklarına doğrudan saldıran politik bir mesajdır.
Hukukî ve Toplumsal Etkileri: Kadınların ekonomik bağımsızlığı ve toplumsal güç kazanımı tehdit altındadır. Medeni Kanun’un eşitlikçi hükümleri fiilen aşındırılmaktadır. Fetva, sermaye devletinin kadınların toplumsal ve ekonomik bağımsızlığını kısıtlayarak işçi sınıfı üzerinde kontrol sağlama stratejisinin bir parçasıdır.
Kadın Üzerinden Toplumsal Baskı ve Şeriatçı Vurgular
Son yıllarda Diyanet’in kadınları hedef alan fetvaları, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten ve patriyarkal düzeni meşrulaştıran politik araçlar olarak öne çıkmaktadır.
Şeriat Hukukunun Öne Çıkarılması: Kadınların mirası, boşanma hakları ve giyim tercihleri üzerinden Medeni Kanun’un eşitlikçi hükümleri çiğnenmektedir.
Medeni Kanun’a ve Kadın Haklarına Saldırı: Kadınların kazanılmış hakları erozyona uğratılmakta, toplumsal ve ekonomik özgürlükleri sınırlandırılmaktadır.
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Yeniden Üretimi: Fetvalar, emekçi sınıfın ekonomik bağımsızlığını zayıflatmakta ve toplumsal kontrolü güçlendirmektedir.
Devletin Çifte Standardı
Türkiye’de devlet ve din ilişkisi eşitsizlik ve ayrıcalık üzerine kuruludur.
Sünni Müslümanlığa Ayrıcalıklar: Diyanet, milyarlarca TL ile desteklenmekte ve toplumsal kontrol için ideolojik araç olarak kullanılmaktadır. Azınlıklara Karşı Sistematik Ayrımcılık: Aleviler, Hristiyanlar, Museviler , Ezidiler ve diğer azınlıklar kendi ibadetlerini finanse etmek zorunda bırakılmaktadır.
Devletin Dini Siyasete Araç Olarak Kullanımı: Diyanet, kadınları ve emekçi kitleleri dini ideoloji ile uyuşturmakta, Sünni Müslümanlık dışındaki inançları öteki olarak konumlandırmaktadır.
Türkiye’de Laiklik: Neden Bir İllüzyondur?
Türkiye’de laiklik, tarih boyunca formal ve sembolik bir çerçeve ile sınırlı kalmıştır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Geçiş: Dinin devlet yönetimindeki rolü devam etmiş, Sünni İslam resmi din olarak kabul edilmiştir.
Diyanet’in Kuruluşu ve Rolü: 1924’ten bu yana Diyanet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve dini hiyerarşiyi pekiştiren ideolojik bir araç olmuştur.
Laikliğin Formal Karakteri: Zorunlu din eğitimi, kadın ve azınlık haklarının sınırlandırılması ve Diyanet’in bütçesi, laikliğin kağıt üzerinde kaldığını göstermektedir. İdeolojik Sonuçlar: Formal laiklik, kadın haklarına ve emekçi kazanımlarına yönelik saldırıları meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.
Talep ve Çözüm Önerileri
Diyanet’in Lavedilmesi: Devletin resmi dini otoritesi olmamalıdır.
Tüm Tarikatların Kaldırılması ve Mal Varlıklarının Kamulaştırılması: Toplumsal hizmet ve eşitlik için kullanılmalıdır.
Azınlık Din ve İnançlarına Özgürlük: Tüm inançlar kendi ibadetlerini kendi imkanlarıyla finanse edebilmelidir.
Okullarda Zorunlu Dini Eğitimin Kaldırılması: Eğitim tamamen laik ve bilimsel temellere dayandırılmalıdır.
Devlet ve Din İşlerinin Tamamen Ayrılması: Din, bireysel inanç alanı olmalı ve devlet kontrolünden bağımsız olmalıdır.
Sonuç
Diyanet’in fetvaları ve kadın düşmanı politikaları, kadınların, emekçi kitlelerin ve toplumun eşitlikçi haklarına yönelik sistematik bir saldırıdır. Türkiye’de laiklik, sadece sembolik bir illüzyondur; Sünni Müslümanlığa sağlanan ayrıcalıklar, tarikatların desteklenmesi ve azınlıkların ötekileştirilmesi bunu açıkça göstermektedir.
Burjuvazi, kendi sömürü düzeninin devamını sağlamak için ruhban sınıflara ve dinci gericiliğe her zaman ihtiyaç duyar. Din, burjuvazinin elinde toplumu uyuşturmak için kullanılan bir şırınga haline gelir. Gerçek laiklik ve inanç özgürlüğü, yalnızca işçi sınıfının politik önderliği altında tutarlı şekilde savunulabilir ve ancak işçi sınıfının iktidarında gerçek anlamıyla hayat bulabilir.
Artık bekleme zamanı değildir. Diyanet kaldırılmalı, tarikatlar tasfiye edilmeli, devlet ve din işleri tamamen ayrılmalı; azınlık inançlarına özgürlük sağlanmalı ve okullarda zorunlu dini eğitim tamamen kaldırılmalıdır.
Bu, sadece kadınların değil, tüm emekçi kitlelerin haklarını savunma mücadelesidir. Laikliği ve toplumsal eşitliği savunmak için bugün harekete geçmek, mücadeleye katılmak, geleceğimizi özgür ve eşit bir toplum olarak inşa etmek için şarttır.
Haklarımız için mücadeleye! Kadınlar için, emekçiler için, eşitlik için! Sosyalizm için ileri!