Cumartesi Anneleri’nin sembol ismi, gözaltında kaybedilen devrimcilerin hesabını sormaktan asla vazgeçmeyen Emine Ocak hayatını kaybetti.
Ancak Emine Ocak’ın ölümü, yalnızca bir annenin yitimi değildir. Bu ölüm, burjuva devletin cezasızlık politikalarına, işkenceye, kaybetmeye, susturmaya ve unutturmaya karşı yürütülen uzun soluklu bir sınıf mücadelesinin içinden geçmiştir. Onun arkasında bıraktığı miras, burjuvazinin kanlı diktatörlüğüne karşı halkların hakikat mücadelesidir.

Sokağa Dökülen Anneler Değil, Sınıf Savaşıydı

Cumartesi Anneleri nasıl doğduysa, Plaza de Mayo Anneleri de aynı koşullarda doğdu. Arjantin’de 1976’daki askeri darbenin ardından on binlerce sosyalist, sendikacı, devrimci işçi gözaltında kaybedildi. Türkiye’de ise 1980 12 Eylül darbesi ve 1990’lı yılların özel harp konseptiyle binlerce Kürt, sosyalist, sendikacı gözaltında kaybedildi, işkencelerde öldürüldü, toplu mezarlara gömüldü.
Bu tesadüf değildir. Katiller aynıdır. Arjantin cuntasında da, Türkiye’deki MGK rejiminde de tetiği çeken burjuva devletin ta kendisidir.
Plaza de Mayo Annelerini de, Cumartesi Annelerini de sokağa döken koşullar aynıydı: Burjuvazinin kendi sınıf egemenliğini sürdürmek için uyguladığı baskı, işkence, kaybetme politikaları… Katiller, aynı dünya düzeninin yani burjuva mülkiyet düzeninin silahlı bekçileriydi.
Gözaltında kaybetmelerin arkasında tek bir fail vardır: Burjuvazinin sınıf egemenliğini korumak için inşa ettiği devlet aygıtı, yani burjuva diktatörlük.

Emine Ocak’ın mücadelesi, oğlunun nezdinde bütün bir devrimci sınıfın, işçi sınıfının kaybedilen evlatlarının hesabını sorma mücadelesidir. Bu bir annelik değil, bir sınıf savaşımıdır!

Galatasaray Meydanı: Hafızanın ve Mücadelenin Yeri

1990’lı yıllar, Türkiye’de kontrgerilla, JİTEM ve devletin paramiliter güçlerinin hâkimiyet yıllarıydı. Gözaltında kaybedilenler, faili meçhuller, toplu mezarlar… 21 Mart 1995’te gözaltına alınan Hasan Ocak, günlerce haber alınamayan binlerce kayıptan yalnızca biriydi. Ailesi günler süren arayıştan sonra onun işkenceyle katledilmiş bedenini kimsesizler mezarlığında buldu.
Bu barbarlığın ardından, 1995 Mayıs’ında Galatasaray Meydanı’nda başlayan ilk oturma eylemi, Türkiye’deki en uzun soluklu hakikat ve adalet mücadelesinin temelini attı. O gün orada oturanlardan biri de Emine Ocak’tı.

Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi yalnızca “annelerin vicdan çığlığı” değil, devletin cezasızlık politikasına karşı devrimci hafızayı kurma girişimidir. Unutmamak, unutturmamak, devleti teşhir etmek ve geleceğin hesaplaşmasının zeminini bugünden döşemek…

Devletin Cevabı: Şiddet, Yasaklar ve Susturma

Cumartesi Anneleri’nin karşısında her zaman onların çoçuklarının katili burjuva devlet vardı. Polis saldırıları, meydan yasakları, gözaltılar ve coplar… Emine Ocak’ın 82 yaşında yerlerde sürüklenmesi, bu topraklarda adaletin neye benzediğini gösterdi. 2018’de 700. haftada eylem yasaklandı. Galatasaray annelere kapatıldı. Ama Emine Ocak, o yasağa rağmen her hafta meydanına yürüdü. Sınıf düşmanlarının karşısında eğilmedi, geri durmadı.
Devlet, suçlarını örtbas etti ama anneler devleti teşhir etti. Onlar yalnızca ezilenlerin vicdanı değil, bilinciydiler.

Bugün Görev Bizdedir: Unutmak İhanettir

Bugün Emine Ocak aramızdan ayrıldı. Fakat onun ardında bıraktığı şey sadece bir direniş değil, Türkiye devrimci hareketinin, işçi sınıfının, ezilen halkların ortak hafızasıdır.
Bu hafıza devrimcidir, militan bir mücadele belleğidir. Burjuva devletin hesap vermesi, işlediği suçların ortaya dökülmesi, cezasızlık duvarlarının yıkılması bu hafızanın taşıyıcılarıyla mümkündür.
Emine Ocak’ı yaşatmanın tek yolu mücadeleyi sürdürmektir. Gözaltında kaybedilenlerin hesabını sormak, Galatasaray Meydanı’nı geri almak ve burjuvazinin kanlı diktatörlüğünü tarihe gömmek boynumuzun borcudur.

**Emine Ocak Ölümsüzdür!

Cumartesi Anneleri Kazanacak!
Katil Devlet Yıkacağız Elbet!
Burjuva Devlet Yıkılacak, emekçilerin iktidarı kurulacak!