Türkiye’nin sanayileşmiş bölgeleri uzaktan bakınca “kalkınma haritası” gibi görünür; yakından bakınca ise kanla, kimyasalla, yoksullukla çizilmiş bir işçi mezarlığı olduğunu görürsünüz. Dilovası bunun en çıplak, en kirli, en utanmaz fotoğrafıdır.
Halkın dilinde adı çoktan konmuştur: Kanser Ovası.
Siyasi iktidarın dilinde ise başka bir şey yoktur: “Yatırım, üretim, istihdam.”
Oysa buraya her giren bilir ki bu kelimelerin arkasında emekçinin ömründen çalınan yıllar, ciğerine işleyen zehir, mezara düşen bedenler vardır.
Dilovası, Tuzla, Gebze hattı… Bu coğrafya bir sanayi bölgesi değil; vahşi kapitalizmin laboratuvarıdır. Fabrika değil, yaz-kış çalışan mezbahalar… Üretim bandı değil, işçi kanıyla yağlanan çarklar… Düzen değil, açık bir sınıf savaşıdır burada yaşanan.
Ve bu savaşta işçiler silahsızdır, çünkü her gün polis dipçiğiyle, jandarma ablukasıyla, patronun sopasıyla karşılaşırlar.
Her direnişin başına TOMA dizen, her grevin karşısına mahkeme kararıyla dikilen, işçinin örgütlendiği her anda kapıya polis yığan bir memleketten bahsediyoruz.
Ama buradaki gerçekliği en iyi anlatan şey ne gaz sıkmak ne de patronun serveti…
En iyi anlatan şey fabrikalardan çıkan ceset sayısıdır.
Her gün bir işçi ölür, her gün bir evde ışık söner, her gün bir mezar daha açılır.
Ve buna “fıtrat” derler.
Fıtrat dedikleri şey aslında kapitalizmin öldürme hakkını kutsamasıdır.
Dilovası’nda okula yürüyen çocuklar bile ölüm tehlikesi koklar.
Hava kiridir, su zehirlidir, toprağın altında kimyasal akar.
Burada yaşam, sermayenin gölgesinde her gün biraz daha çürür.
Ama aynı anda, milyon dolarlarlık kâr raporları yayınlanır.
İşte kapitalizm budur:
Bir yanda mezarlık, diğer yanda bilançoda “başarı hikâyesi”.
Bu çark kendiliğinden durmayacak.
Bu düzen kendiliğinden değişmeyecek.
Bu mezbahayı kapatacak olan ancak örgütlü işçi sınıfıdır.
Bugün Dilovası’nın çığlığı, tüm işçi sınıfına sesleniyor:
“Ya birlikte örgütleniriz ya da teker teker ölürüz.”
Bu güzergâhı işçi mezbahası olmaktan çıkaracak olan şey grevdir, birliktir, dayanışmadır.
Patronu titrettirecek olan şey fabrika kapısında yanan direniş ateşidir.
Bu ülkenin karanlığını yaracak ışık işçi konseylerinin, mahalle meclislerinin, enternasyonal örgütlülüğün ışığıdır.
Bugün Dilovası’na bakmak, aslında geleceğimize bakmaktır:
Eğer susarsak, hepimiz o karanlıkta kaybolacağız.
Ama konuşursak, örgütlenirsek, ayağa kalkarsak, bu toprakların kaderini değiştirebiliriz.
Kapitalizm öldürür.
Biz yaşatacağız.
Ve bu ülkeyi kan ve duman ülkesinden özgür emekçilerin ülkesine çevireceğiz.