Emeklilik Hakkı Gasp Edilirken
Emeklilik hakkına yönelen saldırılar, Türkiye’de son yıllarda hız kazanan sermaye yanlısı “reformların” basit bir uzantısı değildir. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) adı altında gündeme getirilen düzenlemeler, işçi sınıfının 20. yüzyıl boyunca büyük bedeller ödeyerek kazandığı sosyal hakların sistematik biçimde tasfiye edilmesinin son halkalarından biridir.
Bu saldırı ne yalnızca Orta Vadeli Program’a ne de Türkiye’ye özgüdür. Bugün Fransa’dan Şili’ye, Almanya’dan Yunanistan’a kadar emeklilik hakkı küresel ölçekte hedef alınmaktadır. Sermaye sınıfı, yaşlanmış işçileri “toplumsal maliyet” olarak görmekte; üretim sürecinden düşen emek gücünü korunması gereken bir hak öznesi değil, tasfiye edilmesi gereken bir yük olarak ele almaktadır.
Tam da bu nedenle emeklilik hakkı mücadelesi, dar bir sosyal politika tartışması değil; doğrudan sınıflar arası bir hesaplaşmadır.
Bir Hak Nasıl Kazanıldı?
Emeklilik, kapitalizmin işçilere bahşettiği bir sosyal iyilik değildir.
19. ve 20. yüzyıllarda işçi sınıfının sendikal, siyasal ve devrimci mücadeleleri sonucunda kazanılmış bir haktır.
Sekiz saatlik işgünü, sosyal güvenlik, sağlık hakkı ve emeklilik; tamamı sermayenin gönüllü kabulleri değil, zorla kabul ettirilmiş kazanımlardır.
Kapitalizm için emeklilik baştan beri bir çelişki alanı olmuştur. Çünkü emeklilik, artı-değer üretemeyen ama yaşamaya devam eden bir sınıf kesiminin varlığını kabul etmek anlamına gelir. Bu nedenle sermaye sınıfı, tarihsel olarak her kriz döneminde bu haklara saldırmıştır. Bugün yaşanan da budur. Küresel kapitalizm yapısal bir kriz içindedir ve bu krizin faturası işçi sınıfına kesilmektedir. Emeklilik sistemleri bu faturanın en büyük kalemlerinden biri olarak görülmektedir.
Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi Ne Anlama Geliyor?
TES, mevcut sosyal güvenlik sisteminin “yetersiz” olduğu iddiasıyla sunulmaktadır. Gerçekte ise bu sistemin amacı açıktır:
• Kamusal emeklilik hakkını aşındırmak
• Emeklilik gelirini bireysel tasarrufa ve piyasa riskine bağlamak
• İşçileri zorunlu biçimde finans piyasalarının müşterisi hâline getirmek
TES, “tamamlayıcı” değildir; ikame edicidir.
Amaç, mevcut emeklilik sistemini güçlendirmek değil, onu işlevsizleştirerek yerini piyasa temelli bireysel sistemlere bırakmaktır.
Bu modelde işçi daha uzun süre çalışmaya zorlanır, daha düşük emekli maaşına razı edilir ve yaşlılıkta yoksulluğa mahkûm edilir. Üstelik tüm risk işçinin üzerindedir. Kriz, enflasyon, fonların batması, piyasa dalgalanmaları… Bedel işçiye, kâr sermayeye aittir.
Türkiye Kapitalizmi ve Emekliliğin Tasfiyesi
Türkiye’de emeklilik hakkına saldırılar yeni değildir. Emeklilik yaşının yükseltilmesi, prim gün sayılarının artırılması, maaş bağlama oranlarının düşürülmesi uzun yıllardır uygulanmaktadır. TES bu sürecin mantıksal devamıdır. Türkiye kapitalizmi düşük ücret–uzun çalışma süresi modeline dayanmaktadır. Emeklilik bu modelin önündeki “engellerden” biri olarak görülmektedir. Yaşlı işçilerin sistemden çıkması değil, mümkün olduğunca geç çıkması hedeflenmektedir. Bu saldırı aynı zamanda ideolojiktir. İşçilere açıkça şunu söylemektedirler: “Devletten bir şey bekleme, kendi başının çaresine bak.” Bu, sosyal hakların bireyselleştirilmesi ve sınıfsal dayanışmanın parçalanması anlamına gelir.
Küresel Program: Yaşlılığı Tasfiye Etmek
Emeklilik hakkına yönelik saldırılar küresel ölçekte yürütülmektedir. Fransa’da milyonların sokağa dökülmesine yol açan emeklilik reformları, Latin Amerika’da bireysel fon sistemlerine karşı isyanlar, Avrupa’da sosyal güvenliğin budanması aynı programın ürünüdür.
Bu programın özü şudur: Emek gücünü mümkün olduğunca uzun süre sömür, tükendiğinde ise kaderine terk et. Burada mesele nüfusun yaşlanması değil, sınıfsal tercihtir. Kaynak vardır; ancak bu kaynaklar işçiler için değil, sermaye için kullanılmaktadır.
Kapitalist Gözünde Yaşlı İşçiler
Kapitalist sistem için işçi, canlı bir makinedir. Gençken hızlı ve ucuzdur.
Yaşlandığında “verimsiz” ve “pahalı”dır. TES gibi sistemlerle yaşlılık, bir hak olmaktan çıkarılıp bireysel başarısızlık gibi sunulmaktadır. Yeterince biriktiremediysen, yanlış fonu seçtiysen, piyasa çöktüyse… suç senindir.
Oysa sorun bireysel değil, sınıfsaldır. Kapitalizm, emek gücünü son damlasına kadar kullanır; sonra onu toplumsal dayanışmadan koparır.
Sendikal Çöküş ve Önderlik Sorunu
Bugün sermaye bu kadar pervasızsa, bunun temel nedeni işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür. Mevcut sendikal yapıların büyük bölümü bu saldırılar karşısında ya sessizdir ya da göstermelik tepkilerle yetinmektedir.
Sendikalizm, kapitalist düzenin sınırları içinde kaldığı ölçüde bu saldırıları durduramaz. Emeklilik hakkına yönelik saldırılar “yönetilecek” değil, ezilecek saldırılardır. Bu noktada sorun teknik değil, siyasal bir sorundur: işçi sınıfının önderlik sorunu.
Sonuç: Emekliliği Savunmak Yetmez — Hesap Sorma Zamanı
Emeklilik hakkına yönelen saldırı, bir politika hatası değil, bilinçli bir sınıf savaşıdır. TES adı altında dayatılan şey şudur:
“Ömrün boyunca çalış, yaşlandığında ise yoksulluğa razı ol.”
Bu kabul edilemez. Bu saldırı dilekçelerle, sembolik açıklamalarla durdurulamaz. Ancak örgütlü bir karşı seferberlikle püskürtülebilir. İşyerlerinden başlayan, emeklileri, genç işçileri ve güvencesizleri birleştiren siyasal bir mücadele hattı zorunludur. Ama açık konuşmak gerekir: Kapitalist düzen sürdükçe bu saldırılar sürecektir. Bu nedenle emeklilik hakkının gerçek savunusu, işçi sınıfının kendi iktidarı mücadelesinden ayrı düşünülemez. Bugün yaşanan tüm sorunların düğümlendiği yer burasıdır. Ve bu mücadelenin yegâne aracı; sermayeyle uzlaşmayı reddeden, programı net, hedefi açık Enternasyonal Komünist İşçi Partisidir. Ya geleceksizliği kabulleneceğiz, ya da örgütlenerek bu düzeni yıkacağız. Emeklilik gasp ediliyor. Bu gasp durdurulmalı.
Bu düzen, işçi sınıfının örgütlü gücüyle tarihin çöplüğüne gönderilmelidir.