Nazi Almanyası’nın Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, yalanı bir yönetme biçimi haline getirmişti. “Bir yalanı yeterince büyük söyleyin, sürekli tekrarlayın; sonunda insanlar ona inanacaktır,” demişti. Bu taktiğin güncel versiyonlarını görmek için faşist bir rejime bakmaya gerek yok. Burjuva siyasetinin tüm fraksiyonları –ister muhafazakâr, ister liberal, ister sosyal demokrat olsun– aynı yöntemle halkı manipüle etmeye devam ediyor. Bugün İzmir’de CHP’li belediyelere karşı grevde olan işçilere yönelik yürütülen kampanya, tam da bu büyük yalanın modern biçimlerinden biri olarak karşımızda duruyor.

Grevin Gerçekleri: İşçiler Ne Alıyor, Ne İstiyor?

İzmir’de binlerce belediye işçisi, yoksulluk sınırının bile altında kalan maaşlar ve gasp edilen sosyal haklar nedeniyle greve çıktı. Grev, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İZENERJİ, İZDOĞA, İZBETON gibi şirketlerde çalışan 4.000’den fazla işçiyi kapsıyor. Peki bu işçiler ne alıyor ve ne istiyor?

İZDOĞA işçileri ortalama 20.000 TL civarında maaş alıyor. Ancak bu rakam, TÜRK-İŞ’in Ocak 2025 itibarıyla açıkladığı 22.131 TL’lik açlık sınırının altında kalıyor. Üstelik yakacak, eğitim parası, bayram izni gibi sosyal haklar ya hiç yok ya da sembolik düzeyde. İşçilerin talebi ise mütevazı: Belediye yönetiminin kendi şirketlerine verdiği zam oranlarının, eşit biçimde bu işçilere de yansıtılması.

İZBAN işçileri içinde makinist, tekniker gibi yüksek sorumluluk gerektiren işler yapanlar bile asgari ücret seviyesinde maaşlar alıyor. Makinist Sercan Tumbar, “Kalifiye eleman olarak asgari ücret alıyorum” derken; makine teknikeri Abdil Acar net maaşının 1.890 TL olduğunu söylüyor. Bu koşullarda yaşamak, yalnızca yoksulluk değil, doğrudan sefalettir.

Grevci işçilerin talepleri açık, meşru ve insanca: Enflasyon karşısında eriyen maaşların insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılması ve sosyal haklarının iyileştirilmesi.

CHP’nin Söylediği Yalanlar: “Provokasyon”, “Gerçek Dışı Talep”, “Halk Mağdur Oluyor”

CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ve partili yetkililerin grev hakkında söyledikleri ise gerçeklikten tamamen kopuk, ideolojik bir kara propaganda düzeyinde.

Grev, “siyasi bir provokasyon” olarak sunuluyor.

Taleplerin “gerçek dışı” olduğu söyleniyor.

Grev yüzünden “halkın mağdur edildiği” iddia ediliyor.

Oysa ortada olan şey, klasik bir sermaye sınıfı refleksi. İşçiler sefalet ücretiyle çalışmak istemeyince, onları “provokatör” ilan etmek, halkı grevcilere karşı kışkırtmak ve işçilerin haklı taleplerini itibarsızlaştırmak… Bu tavır, Goebbels’in yöntemleriyle birebir örtüşüyor.

Sınıflı Toplumlar Birer Yalan İmparatorluğudur

İzmir’deki grev örneği, yalnızca bir yerel yönetimin işçi düşmanı tutumunu değil; burjuva toplumunun ideolojik işleyişini de tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Sınıflı toplumlar, gerçek üzerine değil yalan üzerine inşa edilmiştir. Burjuvazi, iktidarını yalnızca polis zoruyla değil, aynı zamanda yalanla, ideolojik manipülasyonla, medya araçlarıyla ve resmi kurumsallıkla ayakta tutar.

Evrensel hukukta “suçluluğu ispat edilene kadar herkes masumdur” ilkesi vardır. Bu ilkeyi tersinden okursak: Burjuvazinin devleti, hükümeti, belediyesi, bürokratı ya da sözcüsü herhangi bir iddiada bulunduğunda, doğruluğu ispat edilene kadar o iddia yalandır. Çünkü bu sınıfın yönetme biçimi, gerçek değil çıkar üretimidir. Bu çıkarın adı ise sömürü ve baskıdır.

Bu Grev, Yalnızca Ücret Grevi Değil

İzmir’deki belediye işçilerinin grevi, yalnızca ekmek değil, onur mücadelesidir. Burjuvazi ve onun “sol” versiyonu olan sosyal demokrat yönetimler, halkın güvenini yitirmemek için yalanı organize eder, gerçeği bastırır. Tıpkı CHP’nin yaptığı gibi…

Bu nedenle grev, yalnızca belediye yönetimine karşı değil, aynı zamanda tüm sınıflı topluma, onun yalanlarına ve ideolojik kuşatmasına karşı bir başkaldırıdır. İzmir işçilerinin mücadelesi, hakikatin ve sınıfın sesi olarak büyütülmelidir.

Son Söz: Hakikat Sınıf Mücadelesinden Geçer

Burjuvazinin kurguladığı dünyada yalan bir yönetim biçimidir. Ancak bu yalanlar, mücadeleyle parçalanır. Grevdeki işçiler, yalnızca daha fazla ücret değil; aynı zamanda hakikat talep ediyor. Bu hakikat, milyonlarca işçinin ortak sesiyle, meydanlarda, grev çadırlarında ve sokaklarda hayat bulacaktır.

İzmir’deki grev, “bir yalanı yüz kere söylemenin” karşısına gerçeği bin kere haykırmanın çağrısıdır.