Kansere karşı verdiği mücadelenin her anını sosyal medyadan aktaran, bu verdiği mücadeleyle de geniş kitlelerce tanınan Neslican Tay hayatını kaybetti.

Daha önce üç kez kanseri yenen, hastalığı nedeniyle sol bacağını kaybeden Neslican Tay 7 Eylül’deki son paylaşımını yaptı: “Kanseri 3 kere yendim, 4. yolda ben kendime ve iyileşeceğime inanıyorum”.

Ölümü sonrası Ak Troller ve muhafazakarlar adeta Neslican Tay’ı hedef hâline getirdiler. Neslican Tay’ın seküler bir yaşam sürdürdüğünü, geleneksel değerlere sahip olmadığı için “cennete gidemeyeceyini” öne sürdüler.

Erdoğan yıllardır “Dindar” bir nesil yetiştirme hedefinde olduğunu sürekli tekrarladı, toplumu dindar olanlar ve olmayanlar üzerinden ikiye böldü. Erdoğan’ın yetiştirdiği “Dindar ve Kindar” nesil devlet onlara destek verdikçe kendilerini yalnızca ülkenin ve dünyanın değil, “Cennetin” de sahibi olarak görmeye başladılar. Kimin cennete gidip gidemeyeceğine de karar verme haklarını kendilerinde bulmakta sakınca görmemektedirler. Kendi dünya görüşüne ve yaşam biçimine uymayan herkesi itibarsızlaştırmayı görev bellediler.

Bu salt Erdoğan rejimine özgü bir özellik değildir, Türk sermaye devletinin kuruluşundan bugüne her zaman varlığını sürdürmüştür. İktidarı ve devlet aygıtlarını elinde bulunduran statüko daima “Özde Vatandaş ve Sözde Vatandaş” ayrımını yaparak kendi çizdikleri ideolojik yaşam tarzına uymayan her kesimi hedef gösterme, itibarsızlaştırma ve cezalandırma yolunu izlemiştir.

Erdoğan diktatörlüğü kök saldıkça, devlet aygıtlarını tamamen kendi kontrolüne aldıkça, yeni rejimin “Sözde Vatandaşlar” cephesi daha da genişledi. Muhafazakar değerlere sahip olmayan, rejime itaatkar olmayan ve rejimin idealize ettiği yaşam biçimine uymayan herkes bu kategoriye alındı. Neslican Tay’ın ölümüyle birlikte AKP cenahı onun ölüsünü “Sözde Vatandaşlar” listesine eklemişti. Bu konuda en çok ses getiren açıklama, Üsküdar Üniversitesi sözde Rektörü Nevzat Tarhan’dan geldi:

Neslican kızımız seküler dünyalaşma rüzgarına kapılmasaydı, dinlerin teselli gücünden faydalansaydı hastalığı düşman gibi görmezdi.

Nevzat Tarhan

Burada Neslican Tay’ın ölüm karşısında direnmesine ve hayatla barışık tavrına saldırı söz konusudur. Dinlerin teselli gücü olarak öne çıkardığı durum ise herşeyi kader olarak görmek, içinde bulunulan olumsuzluklara biat etmek, sorgulamamak ve teslim olmaktır. Erdoğan rejiminin aradığı ve yaratmaya çalıştığı ama bir türlü başaramadığı toplum da budur.

Rejimin, kendi iktidarının selameti için din denilen afyon ile uyuşturulmuş yığınlara ihtiyacı vardır. Bu konu üzerinde dönen tüm tartışmalar ne yazık ki sekülerlik, laiklik ve muhafazakarlık üzerinden şekillenerek dar bir çerçeveye hapsedilmektedir. Dönen tüm tartışmalardaki ortak ön kabul kanserin ölümcül bir hastalık oldup henüz bir çaresinin olmadığıdır. Ve ayrıca sağlık sisteminin ticarileşmesi ve kâr getiren bir işkolu olmasına kesinlikle bir itiraz yoktur.

Türk sermaye devletinin iki burjuva kliki yıllardır laiklik ve muhafazakarlık üzerinden emekçi kitleleri kutuplaştırmaktadır. Burjuva kliklerin önderliğinde gerçekleşen bu kutuplaşma emekçilerin birliğini engelleyen faktörlerden biri olarak varlık göstermektedir.

Devrimci Marksistler burjuva klikler arası çatışmalara ortak olmazlar, işçi sınıfının cephesinin inşası için faaliyet gösterirler. Sekülerlik ve muhafazakarlık içine hapsolan işçi sınıfının gerçekliklerini gün yüzüne çıkartmak asli görevleridir. Bu konuda gün yüzüne çıkarılacak gerçeklik ise kapitalizmde sağlık sisteminin işlevidir. Sağlığın nasıl metalaştırıldığı, insanların hasta olmasının nasıl kazanca dönüştüğüdür.

Kapitalizm için kanser tedavisi edilmesi gerekli olan ve çözüm bulunması gereken bir hastalık değildir. Kanser kapitalizm için tedavisi ne kadar uzun sürerse o kadar kâr getiren bir hastalıktır. Kapitalizm için kanserin çaresini bulmaya gerek yoktur çünkü kanserin dermanı bulununca insanlar hasta olmayacak ve ilaç tekelleri ile hastaneler para kazanamayacaktır.

Kanser insanı öldürmez, insanı öldüren kapitalizmin ta kendisidir. Kapitalizm için değerli olan bir insanın bacağının kesilmesi değildir. Sağlıklı ve sağlam bir bacak kapitalizme para kazandırmaz. Kesilen bacağın yerine takılan protez bacak kapitalizme kâr getirir. Bilim, teknoloji ve tıp bugün insanlığın ölümle sonuçlanan tüm hastalıklarını ortadan kaldıracak gelişmişliğe sahiptir fakat onlar bunun yerine yeni hastalıklar ortaya çıkarmak ve güncel hastalıklara geçici çözümler sunmak için kullanılmaktadır.

Kapitalizme ve sermaye egemenliğinin tahakkümüne savaş açılmadan insanlık sağlığına kavuşamaz. O yüzdendir ki kanser değil, kapitalizm öldürür! Sekülerlik ve muhafazakarlığa indirgenmiş tartışmalar kapitalizmi güçlendirir. Ancak emek-sermaye çelişkisi üzerinden yürüyen militan mücadele kapitalizmi bertaraf edebilir. Neslican Tay’ın genç yaşında bize miras bıraktığı direnme azmi ile kapitalizme karşı sınıf savaşını büyütmeliyiz.