Yazar: Ali Kemal Taşçı

Bu Bir Kaza Değil, İş Cinayeti! Oltu’da 3 İşçi Hayatını Kaybetti

28 Haziran 2025. Erzurum’un Oltu ilçesinde, Oltu taşı çıkarılan bir taş ocağında meydana gelen göçükte 3 işçi hayatını kaybetti. Biri olay yerinde, ikisi hastanede yaşamını yitirdi. Madenin ismi gizleniyor, “adli ve idari soruşturma başlatıldı” denilerek bu cinayet de diğerleri gibi örtbas edilmeye çalışılıyor. Ama biz biliyoruz: Bu bir kaza değil, sınıf karakteri olan bir cinayettir. İşyerleri Mezarlık, Sermaye Kan İçiyor Her yıl yüzlerce işçi madenlerde, tersanelerde, inşaatlarda ölüyor. Sebep ne “doğal afet”, ne “kader”, ne de “insan hatası”: Gerçek sebep, daha çok kâr için daha fazla hız, daha az önlem, daha düşük maliyet. Bu cinayetlerin ortak bir özelliği var:...

Devamını Oku

“Ücret Gaspına Karşı Üretimi Durduranlar: Yunus Emre İşçileri Ayağa Kalktı!”

Yunus Emre Termik Santrali’nde çalışan emekçiler, aylardır ödenmeyen ücretleri nedeniyle 24 Haziran Pazartesi günü üretimi durdurdu. Bu, yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, sermaye düzeninin işçi sınıfına reva gördüğü sistematik sömürü ve sefaletin açık bir teşhiridir. Üretim durdu, çünkü işçiler artık açlığa, haksızlığa ve aşağılanmaya razı değil. Santral işçileri, aylar süren maaş gaspına karşı defalarca sözlü ve yazılı başvurularda bulundu. Ancak talepleri ya yok sayıldı ya da sürekli ötelenerek belirsizlik içinde bırakıldı. Sonunda, işçilerin sabrı tükendi. Bu “iş bırakma” kararı, pasif bir tepki değil; açık bir sınıf bilinciyle verilmiş meşru bir direniş ilanıdır. Yunus Emre Santrali, geçmişte özelleştirme adı altında sermaye gruplarına devredildi. Bugün yaşanan kaosun kökünde de bu özelleştirme politikaları ve sermayeyi koruyan devlet aygıtı yatıyor. Patronlar, emekçinin alın terinden nemalanırken; devlet ise seyirci kalmakla kalmıyor, adeta bu gasp düzeninin bekçiliğini yapıyor. İşçiler üretimi durdurarak açık bir mesaj verdi: “Emek olmadan hiçbir çark dönmez.” Bu, yalnızca enerji işçisinin değil; tekstilde, inşaatta, madende, hizmet sektöründe gasp edilen tüm emekçilerin ortak çığlığıdır. Bu direniş, sadece maaşlarını almak için değil, insanca bir yaşam ve geleceği gasp edilen sınıf onuru için veriliyor. Bugün Yunus Emre Santrali’nde atılan bu adım, eğer diğer iş kollarındaki mücadelelerle birleşirse, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan bir sınıfın yeniden ayağa kalkabileceğinin göstergesidir. 🔥 Bu düzende adalet yoktur. O hâlde talepler açık olmalıdır: Gasp edilen tüm maaşlar derhal ve faiziyle ödensin. Sorumlu yöneticiler ve kamu görevlileri yargılansın. Özelleştirilen enerji santralleri...

Devamını Oku

Koç Büyüyor İşçilerin Ekmeği Küçülüyor!

Türkiye otomotiv pazarında Koç Holding her dört otomobilden birini satar hale geldi. Ancak bu devasa büyüme, işçi sınıfının payında bir artış değil, daha yoğun sömürü ve güvencesizlik anlamına geliyor. 2025’in ilk beş ayında Türkiye’de satılan otomobillerin dörtte biri Koç Holding’e ait markalardan oluştu. Tofaş, Stellantis ile yaptığı stratejik birleşme sayesinde Peugeot, Opel, Citroën ve DS gibi markaların Türkiye distribütörlüğünü üstlendi. Ford Otosan ile birlikte düşünüldüğünde, Koç Grubu otomotiv sektöründe %34’ü aşan bir pazar payıyla açık ara lider konumda. Bu, yalnızca bir ticari başarı değil; aynı zamanda Türkiye’deki kapitalist sınıf ilişkilerinin geldiği son aşamanın göstergesidir.Yani, bir avuç büyük sermaye grubu...

Devamını Oku

Çöpü Temizleyenler mi Haklı, Şehri Pisliğe Boğanlar mı?

“Bir Çöp Meselesi Değil, Sınıf Savaşı” İzmir’de üç gün boyunca hayat durdu. Sadece birkaç bin temizlik işçisi değil, yıllardır görmezden gelinen, horlanan, açlığa mahkûm edilen işçi sınıfının kendisi durdu. Çöplerin sokaklarda birikmesi, “Pislik götürüyorlar” diye burun kıvıran orta sınıfın şok edici gerçeği oldu: Bu şehir, o temizlik işçilerinin alın teri ve emeği olmadan yaşanmaz, ayakta kalamaz! Bu yalnızca TİS uyuşmazlığından doğan bir grev değil. Bu bir sınıf savaşıdır! Kapitalistlerin ve onların siyasetçi uşağı CHP’nin yüzlerine tokat gibi inen bir mücadeledir! İzmir’deki temizlik işçilerinin direnişi, basit bir ücret talebi değil; sistemin çürümüşlüğüne, taşeron köleliğine, işçi düşmanlığına ve reformist sahtekârlıklara karşı...

Devamını Oku

Grev Kırıcı Başkan: Cemil Tugay İşçi Düşmanlığında Sınır Tanımıyor

CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, grevdeki işçilerin haklarını tanımak yerine, onların mücadelesine saldırmayı seçti. İzmir’de 23 bin belediye işçisi İZELMAN, İZENERJİ ve Egeşehir şirketlerinde haklarını almak için grevde. Ancak Tugay bu haklı grevi bastırmak için doğrudan grev kırıcılığına başvurdu. 1 Haziran gecesi çöp kamyonuna binerek çöp toplayan Cemil Tugay, yalnızca yasaları değil, işçilerin alın teriyle kazandığı en temel haklardan biri olan grev hakkını da çiğnedi. Tugay’ın bu eylemi, sadece bir “gösteri” değil, doğrudan bir sınıf saldırısıdır. Hem grev hakkına saldırıdır hem de emekçilerin taleplerini itibarsızlaştırma çabasıdır. Tugay, “Sizin işinizi ben yapıyorum burada. İzmir’in hakkını yedirmeyeceğim size” diyerek...

Devamını Oku