Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı kırsal köylerde yüzlerce üretici, Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) tarafından sulama kuyularının elektriğinin kesilmesini protesto etti. Traktörleriyle yolu trafiğe kapatan köylüler, “Tarım yapamıyoruz, hayvanlarımız susuz kaldı. Bizi toprağımızdan etmeye çalışıyorlar” diyerek isyan etti.
DEDAŞ’ın elektrik kesintileri bölge halkının geçim araçlarını doğrudan hedef alıyor. Elektriğe bağımlı kuyulardan su çekilmemesi, doğrudan tarım üretiminin durması ve hayvancılığın çökmesi anlamına geliyor. Diyarbakır gibi tarıma dayalı ekonominin hâlâ canlı olduğu illerde elektrik kesintileri yalnızca teknik bir sorun değil, doğrudan sınıfsal ve siyasal bir saldırıdır.
Sayaçsız Hatlara Ceza: Borç Sürüklemesi
Üreticiler, uzun yıllardır tarımsal sulama için kullandıkları elektrikten dolayı DEDAŞ’ın fahiş faturalar kestiğini ve sayaçsız hatlara “kaçak kullanım” adı altında borç çıkardığını belirtti. Oysa köylülerin çoğu, DEDAŞ’ın sistemli biçimde sayaç takmadığını ve altyapıdan kaynaklanan sorunları çözmediğini söylüyor. Yani şirket, önce sayaç koymuyor, sonra da sayaçsız kullanım üzerinden üreticiyi “borçlandırıyor”. Bu borçlar üzerinden icra işlemleri, kesintiler ve baskılar uygulanıyor.
Üstelik köylüler DEDAŞ’ın iddia ettiği gibi “kaçak elektrik” kullanmadıklarını, sulama döneminde elektrik faturalarının zamanında ödendiğini ifade ediyor. Şirketin tarımsal üretim sezonunda elektriği kesmesi, bu durumun teknik değil, ekonomik bir cezalandırma olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
Suyun Kesilmesi, Ürünün Kuruması Demek
Elektrik kesintileriyle birlikte üreticilerin tarlaları susuz kaldı. Sulanamayan ekili araziler yanarken, içme suyu kuyularının da elektriği kesildiği için hem hayvanlar hem insanlar susuz bırakıldı. Bu, yalnızca maddi zarara değil, aynı zamanda sağlık ve yaşam hakkının gaspına yol açıyor.
Üreticiler, “Çiftçilik yapamıyoruz. Tarladaki ürünlerimiz susuzluktan kuruyor. Hayvanlara su veremiyoruz. Ne ürün kaldı ne hayvanlarımız kaldı” diyerek yaşadıkları felaketi anlatıyor. Bu durum, yalnızca Diyarbakır’a özgü değil. Urfa, Mardin, Batman, Siirt gibi illerde de benzer uygulamalar yaşanıyor. Yani DEDAŞ’ın saldırısı, bölgesel değil, sistematiktir.
Kolluk Kuvvetleri Şirketin Yanında
Protestonun ardından bölgeye çok sayıda jandarma sevk edilmesi, devletin açık biçimde özel enerji tekellerinin yanında yer aldığını gösteriyor. Jandarma ile çevrilen yollar, halkın değil, şirketlerin çıkarını koruyor. Bu tablo, köylünün yalnızca elektriğe değil, aynı zamanda jandarma kalkanıyla tahkim edilmiş bir yağma rejimine karşı mücadele ettiğini gösteriyor.
Enerji Tekeli DEDAŞ Kimden Yana?
Özelleştirmelerle birlikte kamu hizmeti olması gereken elektrik dağıtımı, özel tekellere devredildi. DEDAŞ da bu tekellerden biri. Özellikle Kürt illerinde çiftçiye ve üretici halka karşı uyguladığı fahiş tarife, sayaçsız ceza, elektrik kesintisi gibi politikalar, bu tekelin sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasal bir işlev taşıdığını ortaya koyuyor. Üretici halk üzerinde kontrol ve yıldırma mekanizması olarak işlev görüyor.
Bir yandan küçük üreticinin elektriği kesilirken, diğer yanda holdinglerin, maden şirketlerinin, organize sanayi bölgelerinin milyonluk elektrik borçları siliniyor. Bu çifte standart, özelleştirilmiş enerji rejiminin sınıfsal karakterini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Direniş Yayılıyor: Tarımın ve Onurun Savunması
Çınar’daki eylem, yalnızca bir hizmet aksamasına karşı değil, tarımın tasfiyesine karşı da bir isyandır. Üreticilerin traktörleriyle yolları kesmesi, toprağına ve onuruna sahip çıkma çağrısıdır. DEDAŞ’a karşı gelişen bu direnişin tekil ve geçici bir öfke patlaması olarak kalmaması gerekiyor.
Bu saldırılar karşısında yalnızca bölgesel protestolarla yetinmek değil, birleşik bir üretici-emekçi seferberliği örgütlemek şarttır. Elektrik, su, toprak gibi yaşamsal kaynaklar şirketlerin elinden alınmalı; enerji ve sulama altyapısı derhal kamulaştırılmalı, halkın demokratik denetimine açılmalıdır.
Üreticinin çığlığı şunu haykırıyor: Toprak bizim, su bizim, yaşam bizimdir! DEDAŞ’ı da, onu koruyan devleti de tanımıyoruz!