Ben eski bir Tırsan Treyler işçisiyim. İşe alınırken ince eleyip sık dokuyan, kendine “kurumsal” diyen Tırsan Treyler’in aslında hiç de öyle olmadığını fabrikanın içine girince anladım. Çalıştığım yer, ihracat rekorları kıran, birçok Avrupa ülkesinde fabrikası bulunan köklü bir şirketti. Biz gece gündüz mesai yaparken Tırsan Treyler ihracat rekorları kırıyordu.
Peki biz işçilerin payına ne düşüyordu?
Bol mesai, uykusuz geceler, geçmeyen bel ağrıları ve ay sonunda kesilen %17’lik vergi dilimi… Harca harca bitmez, değil mi?
Birçok arkadaşım şikâyetçiydi ama saatlerinden, borçlarından dolayı orada tutunmaya çalışıyordu — tıpkı benim gibi.
Her şey güzel gidiyor sanıyorduk. Meğerse patron yüzümüze gülerken arkamızdan kuyumuzu kazıyormuş da haberimiz yokmuş. Ah, iki gülen yüze kanan biz işçiler…
Senelik izin zamanı geldi. İzin kâğıtlarını imzaladık, tatil hayalleri kurarken bir anda kendimi kapının önünde buldum.
Yine hüsran, yine hayal kırıklığı…
Şaşırdık mı? Tabii ki hayır. Ama patron bizi güzel kandırmıştı; tezgâh iyi hazırlanmıştı en azından.

Şimdi o yaptığım mesaileri düşünüyorum… Bir ay boyunca hiç dinlenmeden çalıştım. Yükselen maaş bordrosundan kesilen “kol gibi” vergi dilimi, üstüne bir de tatil izni hayali kurarken bir anda işsiz kalmak…
Üstelik Tırsan patronu bizi işten çıkarırken, yeni işçi almak için devletten teşvik aldı!
Benim hakkımı savunması gereken devlet, patronun sırtını sıvazladı; üstüne bir de ona yeni “kurbanlar” almak için teşvik verdi.
İnsan, “Bu kimin devleti acaba?” diye sormadan edemiyor. Bu durumu sindirmek kolay olmadı. Ama hayat devam ediyor. Kapitalist sistemde paran yoksa bir hiçsin. En yakın dostun bile senden selamı, sabahı kesiyor.
Bunu geç de olsa acı bir şekilde öğreniyorsun. Elimizde kalan tek şey var: mücadele etmek.
Hakkımız olanı almak ve insanca yaşamak!
Evde, işte, sokakta, okulda örgütlenelim, birleşelim, güçlenelim.
Unutmayalım: Biz birleşirsek güçlü oluruz.
Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok!

Gebze’den Patronsuz Dünya okuru bir metal işçisi