Yedinci Bölüm: Gizli Toplantı
Nazım’ın cenazesinden sonra mahalleye ağır bir sessizlik çökmüştü. Ama bu sessizlik yasın değil, hazırlığın sessizliğiydi. Camlardaki kırmızı bezler hâlâ asılıydı, gece rüzgârda dalgalanıyor, sanki ölümsüz bir marş söylüyordu.
Bir gece yarısı, kahvehanenin kapıları kapalı, perdeleri sıkıca örtülüydü. İçeride küçük bir lamba yanıyor, masanın etrafında birkaç kişi toplanmıştı. Rosa önlerinde, masasının üzerinde “Patronsuz Dünya” bayrağı seriliydi.
İlk sözü o aldı:
— “Nazım’ın kanı yerde kalamaz. Bugün biz burada yalnızca yas tutmak için değil, örgütlenmek için toplandık. Patronsuz Dünya bugünden itibaren var olacak. Artık geri dönüş yok.”
Hikmet Efendi ağır ağır başını salladı. Sesinde yılların yorgunluğu, ama aynı zamanda kök salmış bir kararlılık vardı:
— “Ben ömrümde çok şey gördüm. İsyanlar, yenilgiler, açlık… Ama bugün gördüğüm şey farklı. Bu mahalle ilk kez korkunun ötesine geçti. Bu çocuklar aç, ama diz çökmedi. İşte bu, Patronsuz Dünya’nın tohumu.”
İbrahim, defterini masanın üzerine koydu. Heyecanla yazdığı satırları yüksek sesle okudu:
“Bugün başladığımız şey yalnızca bir örgüt değil, yeni bir dünyanın provasıdır. Eğer susarsak, Nazım boşuna öldü. Eğer haykırırsak, biz kazanırız.”
Kalabalıktan gençlerden biri öne çıktı. Yüzünde öfke vardı:
— “Peki ya ne yapacağız? Konuşmak yetmez. Biz açız. Nazım’ı öldürenler hâlâ fabrikaların içinde. İlk adım ne olacak?”
Rosa gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı, sonra kararlı bir sesle konuştu:
— “İlk adım, sesimizi duyurmak. Fabrikanın önünde toplanacağız. İş isteyen, ekmek isteyen bütün işsizler orada olacak. Bu, yalnızca bizim değil, bütün kentin kavgası.”
Gençler alkışladı, masa gürültüyle çınladı. Hikmet bastonunu yere vurdu:
— “Öyleyse karar verilmiştir. Fabrikanın kapıları önünde ilk eylemimizi yapacağız. Nazım’ın adıyla, Patronsuz Dünya’nın bayrağı altında.”
Toplantının sonunda herkes tek tek bayrağın önünde yumruğunu kaldırdı. Rosa yüksek sesle andı:
— “Nazım’ın kanı üzerine, bu dünyayı patronsuz kılmaya ant içerim!”
Herkes bir ağızdan tekrar etti:
— “Ant içeriz!”
Küçük kahvehanenin içinde yankılanan bu sözler, gecenin karanlığına karıştı. Dışarıda rüzgâr kırmızı bayrakları dalgalatıyor, sanki bütün mahalle sessizce bu yemini duyuyordu.
O gece Patronsuz Dünya doğdu.
Sekizinci Bölüm: Fabrikanın Kapısında
Sabahın alaca karanlığında mahalle ayaktaydı. Kadınlar çocuklarının üstüne kalın giysiler giydirmiş, gençler kasketlerini çekmiş, yaşlılar bastonlarına dayanarak yürüyordu. Hepsinin yönü aynıydı: şehrin ortasındaki büyük fabrika.
Camlardan hâlâ kırmızı bayraklar sarkıyordu. Ama bugün farklı bir şey vardı. Rosa’nın ellerinde, Nazım’ın tabutunun üstüne serdiği o bayrak… Patronsuz Dünya’nın bayrağı.
İbrahim, defterini koltuğunun altına sıkıştırmış, her adımı kaydetmeye hazırlanıyordu. Hikmet, bastonunu yere vurdukça kalabalık ona tempo tutuyordu.
Fabrikanın önüne geldiklerinde kapılar kapalıydı. İçeriden makinelerin uğultusu gelmiyordu; sanki dev bir demir kafes susmuştu. Bekçiler kapıda, polisler barikatın gerisinde dizilmişti. Patronun gölgesi bile görünmüyordu.
Rosa öne çıktı, bayrağı yüksekçe kaldırdı. Sesini bütün meydan duydu:
— “Biz buraya kavga için değil, hak için geldik! Açız, iş istiyoruz! Biz bu şehrin duvarını ören, taşını koyan elleriz! Biz olmadan bu fabrika çarklarını döndüremez!”
Kalabalık coşkuyla haykırdı:
— “İş! Ekmek! Özgürlük!”
İlk slogan bir taş gibi havaya fırladı, ardından onlarca ağızdan tekrarlandı. Kadınlar çocuklarını kucağa alıp bağırıyordu, yaşlılar bastonlarını sallıyordu.
Polis megafonla seslendi:
— “Toplanmanız yasadışıdır! Dağılın!”
Ama Rosa geri adım atmadı. Bayrağı daha da yukarı kaldırdı:
— “Bu dünya patronsuz olacak! Nazım’ın kanı yerde kalmayacak!”
İşte o anda marş başladı. Önce İbrahim kısık sesle mırıldandı, sonra kalabalık büyüttü:
“Biz işsiziz, biz güçsüzüz, biz kimsesiziz…
Ama biziz bu kentin taşını koyan, yolunu döşeyen,
Biziz bu dünyanın gerçek sahipleri!”
Marş yükseldikçe polislerin yüzleri gerildi. Coplarını kaldırdılar. Bekçiler küfretti, kalabalığı itti. Bir kadın yere düştü, çocuğu ağlamaya başladı. O an öfke patladı.
Bir genç, yere atılan taşı kaptı, barikata fırlattı. Ses meydanı çınlattı. Ardından onlarcası daha… Polisler kalkanlarını kaldırdı, coplarla saldırıya geçti.
Ama bu kez halk geri adım atmadı. Kadınlar çocuklarını arkaya çekip taş taşıdı, gençler ileri atıldı. Hikmet bastonunu kaldırıp bağırdı:
— “Bugün geri dönersek, yarın hepimiz ölürüz! İleri!”
Kalabalık coştu. Marş cop seslerini bastırdı. Herkes bir ağızdan haykırıyordu.
Saatler süren çatışmanın ardından meydan gaz kokusuna boğuldu. Ama işsizler dağılmadı. Bayrak hâlâ ayaktaydı. Rosa’nın elleri kan içindeydi ama bayrağı bırakmamıştı.
İbrahim defterine titreyen satırlar düştü:
“Bugün ilk kez korkmadık. Bugün ilk kez sesimiz yankılandı. Bizi dağıtamadılar. Nazım’ın hayali ilk kez gerçeğe yaklaştı. Biz, Patronsuz Dünya’nın ordusuyuz.”
Ve o gece şehir duvarlarında yeni bir yazı daha belirdi:
“Fabrikanın kapıları açılacak! Patronsuz Dünya geliyor!”