Gençliğin öfkesi: yozlaşmış düzenin duvarına çarpan bir dalga

Eylül 2025’te Nepal sokakları, yoksulluğa, işsizliğe ve siyasal yozlaşmaya karşı ayağa kalkan gençliğin öfkesiyle sarsıldı. Ülke nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan genç kuşak, yıllardır işsizlik, yolsuzluk ve umutsuzlukla kuşatılmış durumda. 22,7 oranındaki genç işsizlik, çöken eğitim sistemi ve partiler arasındaki kirli çıkar ilişkileri, yeni bir patlamayı kaçınılmaz hale getirmişti.

Sosyal medyada, iktidar partilerine mensup siyasetçilerin çocuklarının lüks yaşamlarını sergileyen “nepo kids” görüntüleri kıvılcımı ateşledi. TikTok ve Reddit üzerinden yayılan öfke, kısa sürede Katmandu’dan Pokhara’ya, Bharatpur’dan Butwal’a kadar ülke çapında protestolara dönüştü.

Hükümetin sosyal medya platformlarını yasaklaması, zaten kaynamakta olan öfkeyi daha da büyüttü. 8 Eylül’de binlerce genç sokağa döküldü; polis gerçek mermiyle ateş açtı, 19 genç öldü, yüzlerce kişi yaralandı. 9 Eylül’de Katmandu’da devlet binaları, siyasi parti merkezleri ve bankalar hedef alınırken, hükümetin başındaki Khadga Prasad Sharma Oli istifaya zorlandı. Ancak gençliğin öfkesi daha organize bir güce dönüşmeden, ordu ve burjuva klikler devreye girdi.

Ordu, cumhurbaşkanlığı ve monarşistler: burjuvazinin “düzeni yeniden inşa”sı

Ayaklanmanın hemen ardından, Nepal Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Ashok Raj Sigdel televizyonda halka seslendi: sokağa çıkma yasağı ilan edildi, ordu şehirleri kontrol altına aldı. Cumhurbaşkanı Ram Chandra Poudel (Nepali Kongre Partisi) ve general, “Gen Z temsilcileriyle” görüşmelere başladı. Bu süreçte, orduya ve burjuva devlete yakınlığıyla bilinen eski Yüksek Mahkeme Başkanı Sushila Karki, başbakan olarak atandı. Parlamentonun feshedilmesiyle birlikte sivil görünümde bir askerî rejim kuruldu.

Böylece gençliğin öfkesinden doğan hareket, çok kısa sürede burjuva devletin zirveleri tarafından gasp edildi. Ordu, monarşist akımlar ve Hindu üstünlükçü Rastriya Prajatantra Partisi (RPP) bu kaostan güç kazanarak, “düzeni yeniden sağlama” bahanesiyle politik krizin yeni efendileri haline geldiler.

Bu tablo, proletaryadan kopuk, örgütsüz ve sınıf perspektifinden yoksun bir gençlik hareketinin kaderini tüm açıklığıyla gösterdi: Burjuva kliklerden birinin iktidara yükselmesi için bir basamak.

2006’nın mirası: Menşevik-Stalinci “demokratik devrim” programının çöküşü

Nepal’de bugün yaşanan krizi anlamak için, 2006’daki devrim sürecine dönmek gerekir. O yıl Maoist gerilla savaşının ve genel grevlerin yarattığı devrimci basınç, monarşinin devrilmesini ve cumhuriyetin ilanını sağlamıştı. Ancak bu tarihsel fırsat, Maoistlerin ve Stalinistlerin “aşamalı devrim” çizgisiyle boğuldu.

Maoist Nepal Komünist Partisi (CPN-M) ve Birleşik Marksist-Leninist Parti (CPN-UML), burjuvaziyle ittifak içinde “demokratik devrimi” tamamlama stratejisini benimsediler. İşçi sınıfının iktidar perspektifini reddedip, burjuva parlamenter rejim altında reformlarla ilerleyeceklerini ilan ettiler. Bu strateji, tıpkı Menşeviklerin 1917 Şubat devriminde olduğu gibi, proletaryayı devrimden uzaklaştırdı, devleti ise kapitalist temeller üzerinde yeniden inşa etti.

Bugün Nepal’de monarşistlerin yeniden sahneye çıkabilmesi, bu Stalinist-Menşevik hattın doğrudan sonucudur. Çünkü burjuvazinin “demokratik” kesimleriyle kurulan her ittifak, devrimci enerjinin sistem içinde soğurulması anlamına gelir.

Gençlik hareketinin sınırları: proletaryasız devrim olmaz

Nepal örneği, sınıf mücadelesinin evrensel yasasını bir kez daha doğruladı: İşçi sınıfının bağımsız önderliği olmadan hiçbir halk hareketi iktidar perspektifi kazanamaz. Öğrenciler, kent yoksulları ya da köylü kesimler kendi başlarına ne kadar militan olsalar da, toplumsal düzenin mülkiyet ilişkilerini hedef almadıkça, hareketleri en fazla rejimin iç dengelerini sarsar. Nepal’deki ayaklanma, işçi sınıfı örgütlerinin ve sendikaların seferberliğine dönüşemediği, işçi konseyleri veya genel grevlerle birleşemediği için, kısa sürede burjuvazinin farklı klikleri arasında bir geçiş kanalına dönüştü.

Sürekli devrim perspektifi: demokratik görevlerden sosyalist iktidara

Nepal’in demokratik devrimi, 2006’da biçimsel olarak tamamlanmıştı: monarşi yıkıldı, cumhuriyet kuruldu, belli demokratik özgürlükler kazanıldı. Fakat toprak reformu yapılmadı, kadınların eşitliği sağlanmadı, kast sistemi fiilen sürdü, ekonomik egemenlik yabancı sermayeye devredildi. Çünkü bu görevlerin hiçbiri, kapitalist mülkiyet temeli korunarak çözülemezdi.

Demokratik devrimin görevleri, yalnızca işçi sınıfının iktidarı altında, sosyalist dönüşüm sürecinin bir parçası olarak çözülebilir. Bu, Troçki’nin Sürekli Devrim teorisinin Nepal’deki somut doğrulanmasıdır.

Stalinist-Maocu “aşamalı devrim” programı, burjuvaziyi “müttefik” olarak görürken, sürekli devrim perspektifi işçi sınıfını tek devrimci sınıf olarak tanımlar. Nepal proletaryasının görevi, küçük-burjuva liderliklerin kuyruğuna takılmak değil, işçi konseyleri (sovyetler) temelinde bağımsız bir devrimci önderlik kurmaktır.

Uluslararası sonuçlar: Güney Asya devrimi dünya devriminin parçasıdır

Nepal’in kaderi, Güney Asya’nın bütününün kaderinden ayrı düşünülemez. Hindistan’da Hindu-faşizmin yükselişi, Bangladeş ve Sri Lanka’daki krizler, Pakistan’daki askeri egemenlik — hepsi aynı kapitalist temelin farklı biçimleridir.

Bu nedenle Nepal’deki sınıf mücadelesi, yalnızca ulusal bir mesele değil, Güney Asya ölçeğinde devrimci bir yeniden doğuşun parçasıdır. Nepal işçi sınıfının görevi, Hindistan, Bangladeş ve bölgedeki diğer ülkelerin öncüleriyle birlikte, enternasyonal devrimci bir örgütlenme —Güney Asya Sosyalist Federasyonu’nun nüvesi olacak bir işçi enternasyonalini— inşa etmektir.

Sonuç: Devrimin yolu açık — işçi konseyleri, sosyalist federasyon, enternasyonal parti

Nepal’de gençliğin öfkesi, burjuvazinin elinde boşa harcanmıştır. Ancak bu öfke, doğru bir sınıf yönelimiyle birleştiğinde, Güney Asya’nın sosyalist devrimci dalgasına dönüşebilir.
Görev nettir:

İşçi sınıfının bağımsız devrimci partisini inşa etmek,

Tüm demokratik görevleri sosyalist iktidar perspektifiyle birleştirmek,

Burjuva “aşamalı devrim” aldatmacasına son vermek,

İşçi konseyleri temelinde bir işçi ve köylü hükümeti için mücadele etmek,

Ve nihayetinde Güney Asya Sosyalist Federasyonu yoluyla dünya devriminin zincirine yeni bir halka eklemek.

Nepal’in gençliği kahramanca ayağa kalktı. Şimdi görev, bu enerjiyi proletaryanın enternasyonal devrimci programıyla buluşturmaktır.