Seçimler ve parlamento her şeyden önce burjuva devletin bir aygıtıdır. Diğer aygıtlar gibi ana işlevi burjuvazinin işlerini yürütmektir. Parlamento burjuva senin ihtiyaç duyduğu yasaları ve uygulamaları hazırlamak için vardır. Belediyeler ve yerel yönetimler parlamentonun mahalî idarelerdeki izdüşümüdür. Parlamento ve yerel yönetimler burjuva egemenliğine yabancı ya da dışsal bir organ olmayıp bizzat burjuva devletin temel aygıtlarından birisidir. Parlamento ve seçimlerin bir diğer işlevi de, burjuva diktatörlüğünü seçim ve demokrasi oyunuyla gölgelemektir. Her 4 ya da 5 yılda yapılan seçimlerin adını doğru koymak gerekirse; burjuva düzen kurumlarında, burjuva senin hangi adaylarının bu düzeni devam ettireceği ve işçi emekçileri aldatmak üzere görev alacağını işçi emekçilere sorarak belirleyen bir mekanizmadır. Egemen sınıfların sahip olduğu bu en üst siyasi icat burjuva diktatörlüğünün üzerini örtmek ve bu diktatörle siyasal Meşrutiyet katmaktadır. Emekçi kitlelere 4 veya 5 yılda bir partiye veya adaya oy verdirmektedir. Fakat seçtikleri kişi ve parti üzerinde bir denetleme mekanizmaları yoktur. Onu geri çağıramamakta, taleplerini iletememekte, hesap soramamaktadır. Siyasal iradelerini kendilerini temsil eden adaya teslim etmektedirler. Çünkü parlementer temsiliyet siyasal irade teslimiyettir. Oy veren kitleler bu demokrasi oyununun otomatik olarak figüramı konumuna düşmektedirler. Seçimlerin rekabeti de kapitalizmin tüm eşitsizliklerininde boy verdiği bir alandır. Burjuva partileri gerek basın yayın yoluyla, gerekse de diğer kitle iletişim araçlarındaki reklam ve tanıtım olanakları işçi sınıfının adaylarıyla mukayese edilemeyecek düzeydedir. İşçi emekçi kitleleri aldatmak üzere kurulan burjuva partileri işçilerin sırtından kazanılan paralarla devasa girişimlerde bulunmaktadırlar. Bu partilerin arkasında, yönetiminde para babaları vardır. Medyayı ve kitle iletişim araçlarını elinde bulunduran burjuvazi, kazandırmak istediği adayı parlatıp, seçimleri kazanmasını sağlamaktadır. Seçim dönemleri için şaşmaz bir kural vardır. Medyada en fazla haber olan, öne çıkartılan aday, seçimlerden birinci olarak çıkmaktadır. Seçimlere katılma koşullarını, parti kurmak için gerekli kıstasları, propaganda da nelerin yazması gerektiğini bizzat burjuvazi belirlemektedir. Marks sürmekte olan bu demokrasi tiyatrosunu şu şekilde analiz etmektedir:
” Her üç ya da altı yılda bir, parlementoda halkı yönetici sınıfın hangi üyesinin ‘ temsil edeceğini’ ve ayaklar altına alacağını ” belirleyen seçimlerle oluşturulan parlemento, halk yığınlarının doğrudan canlı eylemine tamamen dar gelecek bir deli gömleği olabilir ancak.
Bu yapıda halk parlementoya seçtiği vekillerin orada ne yapacağını belirleyemez, memnun olmadığı vekili görevden alamaz, onları denetleyenez. Parlementoya burjuva olmayan devrimci unsurlar zor da olsa girebilir, fakat bu hiçbir zaman parlementonun sınıfsal aidiyetini ve işlevini değistirmez. Parlemento işçi sınıfının hiçbir sorununa kalıcı çözüm bulamaz. Burjuva devletin diğer aygıtları gibi parlemento ne diğer devlet aygıtlarını değiştirebilir ne proleter devrim için kalkış noktası olabilir ne de sınıfsız topluma ulaşmak için geçiş aşaması olabilir. Çünkü burjuva diktatörlüklerinde düzenli ordu, polis aygıtı, devletin tüm kurumları halkın dışında bırakılmıştır. Lenin’den aktaracak olursak; Amerika’dan isviçre’ye, Fransa’dan İngiltere’ye, Norveç’e vb dek, herhangi bir parlementer ülkeyi düşününüz; asıl devlet işleri hep kulislerde görülür; bu işler hep devlet daireleri, bakanlıklar, kurmay kurulları tarafından yürütülür. Parlementolarda, yalnızca ‘ saf halkı’ aldatma ereğiyle, gevezelikten başka bir şey yapılmaz.( Devlet ve Devrim )
Halkın sadece parlementoda kısmi bir denetleme mekanizması vardır. Geri kalan tüm devlet kurumları halktan yalıtılmış vaziyettedir. Parlementoda sadece burjuvaziye siyasal meşruiyet vermek için varlığını sürdürmektedir. Olağanüstü burjuva yönetimlerde ( faşizm, askeri diktatörlük) parlemento komple lağvedilebilmektedir. Bu analizlerden şu sonuç çıkmaz: Parlemento ve seçimlere komple sırt çevirmek. Devrimci işçi hareketi daha Marks ve Engels döneminde seçim ve parlemento için faaliyet yürütmüştür. Devrimci işçi sınıfının tarihi parlemento ve seçimler konusunda olumlu olumsuz birçok tecrübeyle doludur. İşçi sınıfı uzun yıllar genel oy hakkı için mücadele yürütmüştür. Bugün işçi sınıfının seçimlerde oy kullanma hakkı dahi büyük mücadeleler sonunda kazanmıştır. İşçi sınıfı kendi partileriyle seçimlere ve parlementoya girebilme olanaklarına sahip olmuştur. Parlementoya girebilmeye başlamış, burjuvaziyle seçim yarışına girebilen işçi sınıfını burjuvazi kendi sistemine entegre etmeye çalışmıştır. İşçi aristokrasisinin karakteristik özelliği olan uzlaşmacılık işçi hareketi içinde parlamenterist bir sapma yaratmıştır. Bu eğilim parlamenter yollarla, reformlarla kapitalizmi aşacağını, sosyalizmi kuracağını iddia etmiştir. Özellikle ikinci enternasyonalde bu eğilim zirveye ulaşacak bir noktaya savrulmuştur. İkinci enternasyonalde burjuvazi ürkütmeden, parlamenterist yollarla evrimsel bir şekilde sosyalizme geçme Fikri yaygın bir hal aldı. Özellikle Alman Sosyal Demokrat İşçi Partisi, her geçen gün büyümekte, parlamentoda, işte sendikalarında büyük etkisi olan, gazete traşları sürekli artan bir eğrideydi. Lakin burjuvası ile barışık bir şekilde, parlamenterizm aracılığıyla düzene eklekte olmuştur. 1914 yılında parlementoda savaş kredilerini onaylayarak, işçi hareketini burjuvazinin çıkarları doğrultusunda savaşa soktu. İkinci Enternasyonal’de yaygın bir hal alan parlementerizm eğilimi, işçi hareketi içinde her dönem varlık gösterdi. Bu akım burjuvazinin işçi hareketini sistem içinde tutmak için kullandığı aygıta dönüştü. Bu akımlara tepkinin ürünü olarak, devrimci hareketin bir kısmında ilkesel olarak seçimleri boykot etme eğilimi türemiştir. Bu eğilime göre seçime katılmak, oy vermek, seçim ittifakı içinde olmak doğrudan düzene entegre olmaktı. O yüzden bu anlayışa göre seçime dair her şey rededilmeliydi.
Boykot Koşulları
Seçimler ve parlamento burjuvazinin aldatmacası olsa da, mücadelenin yüksek olduğu, devrimci kabarışlar ve devrimci durumların yaşandığı dönemler dışında emekçi kitlelerin gözünde yüksek önem teşkil eden organizasyonlardır. Hatta toplumun tüm kesimlerinin en fazla siyaset konuştuğu, en politize olduğu dönemlerin başında gelmektedir. Boykotçuluk her an her yerde kullanılabilecek, seçimler için temel strateji olabilecek bir durum değildir. Boykot sorunu ancak somut koşullara bakarak çözüme kavuşabilecek bir durumdur. Boykot koşullarını Bolşevizmin referansları ışığında şu şekilde somutlayabiliriz: işçi sınıfının en bilinçli, en militan kesimlerini kazanmış, sınıfın önemli bir kesmi üzerinde etkisi olan, onu harekete geçirip öncülük yapabilen devrimci komünist partinin varlığının olması. Burjuva parlemento ve seçim sisteminin komple çürüyüp, meşruiyetini yitirmesi, kitlelerin parlementodan umudunu kesip, parlemento dışı alternatif arayışı içinde olması, bunu eylemlerine yansıtması. Yönetenlerin eskisi gibi yönetememesi, yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemeyip, bunu eylemleriyle radikal bir şekilde hissettirmesi. Yani boykotun koşulları tamamen mücadele düzeyiyle alakalıdır. Boykot çağrısı yapmak, boykot edilen kurumun yerine daha iyisinin konulduğu, emekçi kitlelere somut devrimci bir opsiyon ( şûralar, konseyler) verildiği durumda bir anlam ifade etmektedir. Boykot yalnızca sandığa gitmemek veya sandığa gitmemenin propagandasını yapan afiş, bildiri çalışmasından ibaret değildir. Seçime katılan diğer partiler gibi boykot yanlısı kampanyalar örgütlemek (toplantı, miting) ajitasyon, propaganda ve örgütleme çalışması yapmaktır. Eğer boykot koşulları yoksa, mevcut burjuva adaylardan birine oy vermek veya kendi kitlesini serbest bırakıp herhangi bir görüş bildirmemek ilkesizliktir. Komünist devrimciler seçimlere kendi adaylarıyla, kendi programlarıyla, kendi siyasal kimlikleriyle girerler. Seçim dönemini burjuvazinin demokrasi oyununu teşhir etmek, örgütlenme, devrimci ajitasyon ve propaganda için kulanırlar. Bir devrimci grup için seçim gündeminde belirleyici olan unsur şudur: Hiçbir koşulda bir burjuva adaya, partiye destek vermemek. Seçim atmosferinden devrimci ajitasyon, propaganda ve örgütleme için yararlanmaktır.